| ugur yapal 的个人资料!!!!!..... Uğur & Hülya ...照片日志列表 | 帮助 |
|
5月2日 Çanakkale...TÜRKİYEM ...
BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN ÜZERİNDEKİ KANDIR,EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR..
GÜZEL TÜRKİYEMİN GÜZEL MARŞİ..![]()
BU YAZIYI KALEME ALAN EMEKLİ ASTSUBAY OKTAY YILDIRIM, GÜNEYDOĞU'DA YILLARCA ÇARPIŞMIŞ YİĞİT VE KAHRAMAN BİR VATAN EVLADIDIR. KENDİSİ DE GÜNEYDOĞU GAZİLERİNDEN OLAN VE ÜSTEĞMEN RÜTBESİNDE İKEN ORDUDAN AYRILAN HAKAN EVRENSEL‘ İN "YER EKSİ İKİ“ ADLI ROMANINDA ANLATTIĞI GERÇEK KAHRAMANLARDAN BİRİDİR.
GÖREVİ GEREĞİ YERİNDEN AYRILMADAN SAATLERCE BUZLU SUDA KALMASI NEDENİYLE DONAN AYAKLARI KESİLMİŞ VE BU NEDENLE ZORUNLU OLARAK MALULEN EMEKLİ EDİLMİŞTİR.
AŞAĞIDAKİ YAZISI YENİ HAYAT DERGİSİNDEN ALINTIDIR…
![]() Şemdinliyi bileniniz var mı? Ya da hiç gitmişliğiniz? Otuz iki virajları aşıp, kaymakam çeşmenin soğuk suyunu hiç içmişliğiniz var mı? Her sabah uyandığınızda size merhaba diyen efkâr tepeyi, gomane tepeyi gezdiniz mi karış, karış?
Mayına basan aracın içinden, tam on dört metre uzağa fırlayan bir arkadaşınız oldu mu sizin?“Yenge vallahi az önce Gomane tepenin zirvesinden, içinde eşinizin, çocuğunuzun bulunduğu lojmana doğru yanarak gidip evinizin duvarında patlayan rpg-7 ‘leri izlediniz mi siz? Ama yine de bulunduğunuz görev yerini terk etmeden, acaba öldüler mi, yaralandılar mı, diye sabaha kadar hiçbir haber alamadan beklediniz mi? Ben bu insanlar rahat uyusun diye buradayım, ama neden benim aileme saldırıyorlar diye düşündünüz mü hiç.Evinizin roketlendiği mahalleden ve hatta roketin atıldığı, makineli tüfeğin yanı başında çalıştığı evin sakinlerinden, vallahi biz bir şey görmedik dediklerini duydunuz mu kulaklarınızla? Her şeye rağmen deyip görevinize devam ettiniz mi? O patlamalardan dolayı yıllardır psikolojik tedavi gören bir çocuğunuz veya çocuğu bu yüzden tedavi gören bir tanıdığınız oldu mu?
Hiç böyle bir babanın veya Annenin yüz ifadesini gördünüz mü?
Tabancanızı evinizde bırakıp “bir şey olursa, eve girmeye çalışırlarsa gerekeni yap, son iki mermiyi de kendinize ayır, ellerine sağ geçme” diyerek her defasında eşinizle helalleşip çıktınız mı evden, ya da böyle bir tanıdığınız oldu mu?Sürekli telsiz anonslarını dinlediği için, ilk kurduğu cümle “atışlar normal” olan bir çocuğunuz oldu mu sizin?
Lojmanın emniyetini sağlayan silahlı nöbetçilerin yanında mı oynadı çocuklarınız ve uzaktan dahi gelse, her silah sesinde o çocukların evlere, mevzilere nasıl koşturduğunu, koşarken düşenlerin nasıl yerlerde sürüklendiğini, nasıl hıçkırarak ağladıklarını gördünüz mü hiç? Bu gün yaşanan olayların, ilk olduğunu mu sanıyorsunuz?Bunları yapmadı ve yaşamadıysanız eğer, orası hakkında bildiklerinizin hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur efendiler. Affedersiniz bu kadar net konuşmak istemezdim ama ne yazık ki sabrım tükendi artık. Siz oturduğunuz ceylan derisi koltuklarda belki farkında değilsiniz, belki de umurunuzda değil ama orada görev yapan insanların öncelik sıralarında, ailelerinden önce vatanları geliyor, yeminleri geliyor. İşte bu yüzden mevzilerini terk edip ailelerinin yanına koşmuyorlar. Biz de onun için koşmadık zamanında görevimizi bırakarak. Yüreğimiz titreyerek bekledik ama görevimizin başında, dağda, hudutta bekledik efendiler, görevimiz bitene kadar bekledik.
Bu insanlar tüm bunlara vatanları için, üstüne el koyup yemin ettikleri bayrakları için katlanıyorlar, sizin başınızın üzerindeki, ama nasıl sağlandığını bile bilmediğiniz egemenlik örtüsünün bekası için katlanıyorlar.
Peki, onlar bu şartlar altında görev yaparken siz veya sizden öncekiler bu fedakârlıklara liyakat gösterebilmek için, geçmişte ne yaptınız? Şimdi ne yapıyorsunuz? Anıtlaştırılan terörist mezarlarının hesabını mı soruyorsunuz?
O cenaze araçlarının görevlendirme emrinde kimlerin imzasının olduğunu mu araştırdınız? Başbakana güç gösterisi yaparak “uçaklardan ve validen hoşlanmadık, ayrıca dağdakilerden vazgeçmeyiz” diyenlere mi hesap sordunuz yoksa? Ya bütün kutsal değerlerimize söverek ayaklanan kalabalıklar, onlara devletin varlığını mı hissettirdiniz?
Baldırı çıplak peşmergelerden tutun da, Danimarkalısından, Hollandalısından, Rum'undan duyduğunuz her türlü hakaret ve aşağılamaya cevap mı verdiniz? Roj TV muhabirlerinin nasıl olup ta olaylardan 3 dakika sonra canlı yayın yaptığını mı buldunuz? Bir el bombasının nasıl olup ta o kadar hasar medyana getirdiğini mi, Almanya ile yapılan telefon konuşmasını mı, o kalabalığın nasıl bir anda örgütlendiğini mi, araştırdınız? Arabası parçalanarak yakıldıktan sonra, şerefsizce ve insafsızca dövülerek komaya sokulan uzman çavuşu mu, evi kurşunlanan polisi mi, okulunda tartaklanıp kovalanan asker çocuklarını mı, araştırdınız?
Bütün bu eylemleri kimin planladığını ya da organizasyonu kimin veya kimlerin yaptığını mı, o gün halkı sürüsünü idare eden bir çoban maharetiyle kimlerin idare ettiğini mi araştırdınız? Hayır, bunların hiçbirisini yapmadınız. Siz ne yaptınız peki?
Sizin farkında bile olmadığınız değerler için orada görev yapan bir astsubay ve bir uzman çavuş bulup, sonra bütün aydıncıklar, sağduyucular, mozaikçiler, üst kimliği, yan kimliği, alt kimliği olanlar ve hatta kimliksizler, sonra dalkavuklar, sendikacılar, susurluk paranoidleri, Soroscular, hülasa ne idüğü belirsiz, ne kadar adam varsa etrafınızda, bila istisna topunuz bir koro nizamında toplanıp, koroyu kimin yönettiğine bile bakmadan -ki ben bundan emin değilim-Vurun Kahpeye konseri verdiniz.
Yanlış şarkıyı çalıyordunuz ama çaldınız, sesler, akortlar, notalar hep bozuktu ama yinede çaldınız, orkestra şefi, müzik demişti nasılsa.
Şimdi yapılan araştırmalar neticesinde şu anda bile kuvvetle muhtemel olan sonuç çıkarsa ki bu sonuç, olayların altından terör örgütü ve onunla beraber bazı gizli servislerin çıkmasından doğacak sonuçtur, o vakit ne yapacaksınız? Allanıp pullanıp önüne çıkarak, tek tek arzı endam ettiğiniz o basına (!) bu defa ne söyleyeceksiniz?
Acaba yapacağınız hangi açıklama ile durumu kurtarmaya çalışacaksınız? Bir açıklamanız var mı efendiler? Daha doğrusu bir B planınız var mı? Ama bana sorarsanız, sizin minik kafalarınızı böyle şeylerle yormanıza gerek de yok zaten. Zira sizin adınıza orkestra şefi düşünür, besteler, önünüze koyar ve size de yine icra-i sanat etmek kalır ki bu, yani başkalarının bestelerini okumak zaten sizin en iyi yaptığınız şey değil midir?
Ne demişler gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım. Yapın efendiler; vazifenizi yapın, hem de gözünüz kapalı yapın.
Açarsanız gözünüzü belki Türk Bayrağına sarılı tabutları görürsünüz, ağlayan ailelerini, yetim çocuklarını görürsünüz de vicdanınız depreşir, vazifeniz yarım kalır. Sonra ne der Avrupalı, değil mi? Hatta bakın ne diyeceğim; asın gitsin o astsubayla uzman çavuşu, Şemdinliyi, Yüksekovayı, Hakkâri’yi de Belediye Başkanlarına teslim edin, seçilmiştir nihayet atanmış değil.
Öyle Valiye filan da gerek yok canım, boşa zahmet. Tayin et, beğenmediler değiştir, ne lüzum var efendim. Bir Belediye Başkanı ile ulemadan bir zat-ı muhterem yeter de artar bile. Siz de bu arada sanatsal sergiler açın, fotoğraf çekin, resim yapın, medeniyetleri buluşturun, dinlere diyalog kurdurun.
Değil mi ki ateş düştüğü yeri yakar. Ateş sizin yüreğinize mi düştü sanki? Bölen bölsün, satan satsın, Avşarı da ayırsınlar, Yörüğü de ayırsınlar, Dadaşı da, Sarışını da, Esmeri de. Şehirleri, köyleri, mahalleleri hatta ev ev ayırsınlar Türk Milletini, size ne gam efendiler.
Siz fotoğraf çekmeye devam edin. Fakat unutmayın ki bir gün sizin de bir fotoğrafınızı çeken çıkar elbet. Ama o fotoğraf hangi salonlarda, nasıl teşhir edilir bilemem. Malum ya yaşlı tarih; fotoğrafları çekilip, tozlu sayfalarında bir yerlere asılmış liderlerin, fotoğrafları ile doludur. VARLIĞIM
TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN…
ÇANAKKALE'YE MEKTUP
Tarihimizin en kanlı savaşı olan Çanakkale Savaşında bir erle ailesinin mektuplaşmasıdır. Bu mektup ve adı geçenler gerçekten yaşanmış bir olay olup, bu mektubun aslı Çanakkale Şehitleri Müzesinde sergilenmektedir. Şehitlerimizin aziz hatırasına saygıyla sunulur.
Küçük bir Anadolu kasabasında büyüyen Ali anılan tarihlerde er olarak Gelibolu'da askerdedir. Askere gitmeden önce anası saçına kına yakmıştır. Bu durumla arkadaşları ve üstleri alay etmektedirler ve yakında silah altına alınacak olan kardeşi vardır. Ali ailesine mektubunda şöyle seslenir: "..............Anacığım askere gelirken ne için saçıma kına yaktın anlamadım,sen kırılmayasın diye seslenmedim ama burda arkadaşlarım alay edip gülüyorlar.Bari kardeşime yapma bunu....." der."
Küçük bir birlikte askerdir, sıra Ali'nin birliğine gelir cephede savaşmak üzere.Ali'nin birliğinin komutanı bu birliğin hazır olmadığını, silah ve techizatının bulunmadığını ve bile bile ölüme sürüklemek olacağını bilir üzülür ama Ali ve kahraman arkadaşları durumdan çekinmez ve komutanlarına ısrarla katılalım derler,çaresiz komutan kabullenir ve tahmin edeceğiniz üzere Ali ve arkadaşlarının kahramanca savunmaları onları ölümden kurtarmaz şehit olurlar.
Ali'nin şehadetinden sonra ailesinden mektup gelir, komutanları açıp okurlar mektupta babası ve annesi aynen şöyle seslenirler:
"......... Oğlum Ali ananla ben iyiyiz.Kardeşinide askere yolladık.Sabana koştuğumuz varımız yoğumuz bir öküzüde onun yol masraflarını karşılasın diye sattık. Öküzün yerine ben sabanı çekiyorum.Kolaymı asker anası-babası olmak.Olsun sakın üzülmeyesin zaten iki boğaz kaldık geriye fazlada zahireye ihtiyacımız kalmadı.Allah'a emanet ol. Ananında bir diyeceği var oğul.Anan der ki: Oğlum saçına kına yaktım diye arkadaşların alay eder gülerlermiş.Onlara de ki;
bizde 3 şey için kına yakılır.
1. Kurbanlık koyuna(Allah'a kurban olsun diye)
2. Gelin olacak kıza (Gitsin evine eşine ve çocuğuna adasın kendini diye)
3. Askere yolladığımız oğullarımıza (VATANA KURBAN OLSUN DİYE!..)
Kızmayasın, elbette kardeşinede kına yaktım. Vatanımızı iyi savunun gerekirse kurban olun, hakkımı helal etmem sonra oğul..."
OKTAY YILDIRIM 27 Kasım 2005 Topraga can verdik. Bayraga kan verdik. Allaha kurban verdik. Bu vatani biz karsiliksiz sevdik!!!
Orta Plog
.
SENİ SEVİYORUM. ÇÜNKÜ;
PARA MUTLULUK GETİRİR Mİ ?
Firara Az Kaldı
Seni Seviyorum Sadece Kim oldugun için değil.Seninle beraberken kim oldugumu anladıgım için.
Seni Seviyorum Sadece kendine yaptıkların için değil bana yaptıkların için.
Seni Seviyorum Saklı kalmış beni ortaya çıkardıgın için.
Seni Seviyorum Elini kalbimin üzerinde hissettiğim zaman .Üzüntülerimi alıp onların yerine daha önce kimsenin koymayı başaramadıgı, o sıcaklıgı , o güzelliği , o ışıgı koymayı başardıgın için
Seni Seviyorum Hayatımı bir tapınağa çevirdiğin ve her günümü bi şarkı haline getirdiğin için
Seni Seviyorum Çünki sen kimsenin başaramadıgı şeyi ,kendimi iyi hissetmemi ve hiçbir zaman olmadıgı kadar mutlu olmamı sağlıyorsun.
ASLINDA SEN BUNLARI KONUŞMAYLA , DOKUNMAYLA VEYA İŞARETLE DEĞİL...SADECE KENDİN OLMAKLA YAPIYORSUN
!!!...İŞTE BEN BU YUZDEN SENİ SEVİYORUM...!!!
5月1日 AŞKIMIN MEKANI
BU DA BENİM LOGOM LOGOMU YÜKLEMEK İÇİN BU KODLARI SPACESİNİZİN PLOG KISMINDAKİ HTML BÖLÜMÜNE YAPIŞTIRIRSANIZ SİZDEDE OLUR
<P align=center><A href="http://www.hulyaugur.hikayesi.com/ " target=_blank><IMG alt=hulya&ugur;ugur yapal src="http://i3.tinypic.com/wrdi03.gif" width=200 border=0></A><P>
LOGOMUN TASARIMINI YAPAN KARDEŞİM ÖMERE TEŞEKKÜR EDERİM
Kimi zaman dil söyler yürek dinler; kimi zaman yürek haykırır dil susar; kimi zamansa ne dilin yüreği vardır konuşmaya ve de ne de yüreğin "SENİN YERİN BAŞKA " demeye....
UGUR & HULYA
![]() Sabrin sonu selametmidir…?? Hmm…zordur bu sorulara cevap vermek.... Sabir,kabullenismidir acaba, cözüm üretemedigimiz , inancimizi kamcilayacak, tek bir yalanmidir? „Sabrin sonu selamet“ sadece kücük bir teselli cümlesimidir? Sanki vakit geçerse çözümünü bekledigimiz olay bizim istegimiz doğrultusunda gerçekleşecekmiş gibimi algiliyoruz? Sabır, bir kış uykusu mu? Sabır, bir aldanış mı? Sabir, problemi cözme Förmülümü? Hmm..zordur bu sorulara cevap verebilmek, Sabredilen sürecte, Akıl bekleme dügmesine alınıp, Insan kabuguna da cekilebilir; Sabır düğmesine basılarak aklın insani zaaflar dısında calısmasına da yardımcı olabilir. Sabrı o yalan cümleye kanmayan tarafından algılayabiliyorsanız eğer, varolmayı elden bırakmadan sabredin... Ya da sabrı atın gitsin hayatınızdan…
Ask Acisi
Eger seviyorsan ve sevgin karsiliksiz kalmissa,o zaman yüregin üzgün ve bitkin olabilir,Zira bu durumda,bir seven olarakkendini hakli hissedersin.Ama ben diyorum ki, hakli degilsin.sen Sevginin tadina varmalisin,sana degil,kendine ait olan bir çiçek seni sevindirmelive ona duygularini bir armagan olarak sunmalisin. BASİT YAŞAMAK..
BASİT YAŞAYACAKSIN MESELA SUSAYINCA SU İÇECEK KADAR BASİT. DÖRT CIKACAK İKİYLE İKİYİ CARPTIĞINDA TEK BİR DÜĞMESİ OLCAK ELİNDEKİ CİHAZIN TEK BİR DÜĞME;TEK BİR CÜMLE GİBİ.. SEVİNCE LAFI DOLANDIRMADAN SENİ SEVİYORUM DEDİĞİN GİBİ.. BASİT BİR ÖPÜCÜK YETİCEK SANA BASİT SICAK BİR ÖPÜCÜK VE O ÖPÜCÜKLE DOLACAK TÜM DÜŞLERİN O ÖPÜCÜK İCİN YAPICAKSIN HAYATININ KAVGASINI O ÖPÜCÜK İÇİN YİYECEKSİN HAYATININ DAYAĞINI.. SAATİN SADECE SAATİ GÖSTERECEK TELEFONU SADECE TELEFON ETMEK İÇİN KULLANACAKSIN KÜCÜK BİR NOT DEFTERİ OLACAK BİLGİN EN HIZLI BİLGİSAYAR.. BASİT YAŞAYACAKSIN, BASİT SANKİ YAŞAMIN BİRGÜN SONA ERECEKMİŞ GİBİ BASİT...
DOSTUM...... Hayat... bir lütuf olarak bize bağışlanmış hayat.. kimini süründüren, kimini yücelten hayat... Hayat nedir sence..? İçindeki nefes, tenindeki güneş, saçlarındaki rüzgar, gecenin ürpertisi veya doyumsuz zevkleri.... Hayat eşittir sevgi diyebilirmiyiz peki..? Sevgisiz yaşayabilirmi insan..? Mutlu olabilirmisin bir "merhaba" olmadan..? Sesimi duyunca ne hissediyorsun.? Heyecanlanıyor musun benim gibi.? Bir dostun sıcacık sesi heyecanlandırıyor mu seni benim gibi..? Görmen gerekmez. Hissetmen yeter... ellerimle değil yalnızca sana sözlerimle de ulaşır sıcaklığım.. seni sevmem için sevgilim olman gerekmez, insan olman yeter. Dostluğunu seviyorum senin, bana sıcak gelen sesini seviyorum senin.. beni görmen gerekmez, hissetmen yeter.. Hayat hissetmektir...ruhunda..kalbinde..beyninde..vede teninde.... Düşünüyorum seni. Bir başkasına kızdığımda, beni güldürdüğün anlar geliyor aklıma mutlu oluyorum... belki bilmeden belki hissetmeden mutlu ediyorsun beni.. bunu bilmek bile güzel bence.... İçinde hissedebiliyor musun duygularımı..? yaşayabiliyor musun ben gibi sen gibi..? Seni düşünmek mutlu ediyor beni dostum... seni görmem gerekmez...hissedebiliyorum çok uzakta olsanda, hiç tanışmasakta, yaşıyorum seni... senin dostluğunu, hayatı sevmeni, hayatı hissetmeni..... BEN SENİ İÇİMDE SICACIK HİSSEDİYORUM DOSTUM.... BU YETMEZ Mİ.............?
Sevme Güncesi
Anneni seversin önce, Dünyaya getirdi,karnında taşıdı diye... Eve ekmek taşıyan baban, Boynu bükük o sevecen adam. Bastıkça bağrına seni, Ümitle,şefkatle... Acı tatlı günlerini anımsarsın çocukluğunun İçin burkulur... Sana ilk harfi öğreten, Yaşam budur diye belleten, Öğretmenini seversin delice Büyürsün günler geçer, Unutursun.... Arkadaşların olur, Her türlü yaramazlığın hasını yaptığınız, Ağaçlara tırmanıp, Yollarda takla attığınız.... Her eylülde okul yolunu düşününce, Bulamazsın o dostlukları Bulamazsın hiçbir yerde, İçin hasretle yanar da cayır cayır, Resimlerle avunursun... Günler geçer Niye bana he
rşey korku, her şey tasa?
Ne gece ne gündüz kaygısız Neden bütün yollar karanlığa? Gecelerim uzun ışıksız. Aşk yarı yolda kaldı neyleyim Korkmuyorum ben buyum, böyleyim. Yarınlar kadar yakın içimde fırtına Bu dalgasız deniz durgun aldatır inanma Yaslanıp gururumun kambur sırtına Kendime rağmen durmam basar giderim Nereye gider yollar sır dağlara Denizler uçsuz bucaksız Gözlerim arkadaş uzaklara Gecelerim uzun ışıksız.
ÖYLECE DURMAYI SEVIYORUM BEN..
DURUP ARDINDAN BAKMAYI..SEN YÜRÜMEYI SEVIYORSUN AMA ARKANA BAKMADAN..YAPRAK SEVIYORUM BEN YAPRAK..KURU, YAS AYIRMADAN..SEN EZMEYI SEVIYORSUN, NEYE BASTIGINA BAKMADAN..
Elleme yüreğimi bugün ne olur?
Bırak beni bana
Kendimle yalnız kalmak istiyorum Aklımda ince bir firar sızısı Burnumda yılların buram buram yanık kokusu var Dokunma yaralarıma bu gün ne olur? Bırak kanasın Yaptıklarım için özür dilemek istiyorum kendimden bu gün Biliyorum; Bu mülteci garibanlığı bedenime ben yaşattım Ve içimde hatalarımın derin acısı var Sus yalvarırım sus Allah aşkına konuşma kader Aklımda ince bir firar sızısı Avucumda kederden misketlerim var ve biliyorum kader üstüme böyle gelirsen firara az var
Uğur YAPAL
yoktun Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesi vardı avuçlarımda o gece... Hayallerim gözümün önünde dans etti...Düşlerimdi gökyüzünden bana göz kırpan, yıldızlar değil; yalnızlığımda...Oysa aşk iki kişilikti... Çayım vardı; bir kupa elimde, diğer elimde ise o gece yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesi... Çiseleyen yağmur bile ürpertemedi bedenimi; hayalin gibi... Bense yalnızdım; yokluğunda... Sadece yalnızdım işte bu aşkta, oysa aşk iki kişilikti... Denizin dalgalarımıydı azan; içimde ki volkanlar misali... Oysa içim azdıkca, sustu dudaklarım... Ben sustum, bulutlar haykırdı isyanımı... Şimşekler vardı yüreğimde ürkütücü!.. Korkutan... Sadece ben duydum, ben hissetim içimdeki yalnızlığın sesini... Dudaklarım suskun, gözlerimde yaş... Sen ise sadece yoktun!.. Sadece yok!!! Oysa ölümdü tek başına yaşanan, aşk iki kişilikti... Gökyüzü bir kızardı, bir kapkara oldu saçların gibi... Bak, o bile seni hatırlattı bana, gözlerinin karası gibi... Gözlerin gibi öfkeliydi yıldırımlar o gece... Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesiydi elimdeki, elimde hayallerim bile yitmişti... Umutlarımdı yanımda olan nicedir, hayallerim ve düşlerim... Ne zaman terk ettiler beni, hiç bilemedim... Sense sadece yoktun, SADECE YOK!!!... Oysa, yalnızlıktı tek başına yaşanan, aşk iki kişilikti... Ellerimdeki yağmur tanesini bıraktım denize, özgürlüğüne kavuşsun diye... Büyüdü, büyüdü deniz oldu... Sonra deniz büyüdü büyüdü okyanus oldu... Okyanuslar geçilmez, dağları aşılmazdı ve kırılmış kalbim bir düşman gibi seni andı... Sense sadece yoktun... Sadece yok!!! Bıraktım kalan son hayallerimi de özgürce gökyüzüne... Özgürce döndüler önce başımın üstünde sonra uçtular semaya... Bir öpücük kondurdum her birine, kokumu sana taşısınlar diye... Duydun mu? Sen ise sadece yoktun bu aşkta, sadece yok...Bense, iki kişilik yaşadım bu aşkı, yorgun bir kambur gibi üzerimde, BİR BASIMA KATRAN GECELERDE!.. Senden kalan son hatıraydı, yüreğimdeki AŞKIM; onu da semaya bıraktım... ÖZGÜRCE! Geriye kalan sadece CAN kırıkları!.. HANİ, ÖLÜMDÜ BİR BAŞINA YAŞANAN, AŞK İKİ KİŞİLİKTİ???
söndür sevgilim
uğruna ben yaktıkça alevleri
sen söndür
ben yeniden yakarım
hasretinin cehenneminde
ateşim hiç bitmeyecek
ve sen
söndüremeyeceksin
Uğur YAPAL
gülümse... Gülümse ,hayata gülümse O sana belkide herzaman hüzün ve keder dolu günler verdi. Hic ummadığın deryalarardan çılgın dalgalar vurdu,gülümse Belkide çok uzaklarda kızgın bir bulut şimşekler yağdırdı yüreğine Ağlama , icindeki nefret kini bulaştırma ruhuna ,gülümse Alacakaranlık kuşagında, düşlerin bile acı cektiği sonsuzlukta. Hadi sende gülümse. Yıllanmış bir adam,geride bıraktığı belki acı belkide gökkuşağı kadar renkli anılarının arkasında çökmüş bir beden,off çeken bir ruh. Nostaljilere boğulmuş birkaç yaprak ,ve yılların eskitemediği sevgisini verdiği hayat arkadaşının kabri. Gülümse hayata gülümse. Her günbatımında geçen saatlerin anısı ve yeni bir dünya yıldızlarının kol gezdiği gecenin verdiği gizem. Gülümse bi tanem yaşama gülümse. Elinde şekerine sımsıkı sarılmış yavru ceylan gibi titrek çocuğun gözlerindeki ürkek, sahib olma savaşı. Sırtında heybesi,umut ışıgının geldiği noktaya göz dikmiş,gece bilmeyen gündüzü seçemeyen bir avarenin yaşama savaşı. Gülümse ,hadi yeni ufuklara gülümse. Sana acı çektiren belkide ufkunu şiddetle karartan eski dostlarına, Kalbini zincirlemiş bir avuç dostlarına, Platonik bir rüzgarın hortumunda durdurak bilmeyen , çıkmaz karanlığa bir hayalet gibi, umutsuzluğa düşen sevgiline. Geçmişe eyvallah,hadi gülümse. Hic doyamamış ,bir lokma ekmeği kurak topraklarda çıkaran bir babanın yavrularına titremesi,hayata umutla bakışı. Hiç yaşanmamış ,hayallerine yaldızdan süsler veren,padişahlar diyarının sultanı,belkide böyle mutlu , heyecan dolu bir kız. Hadi ,hayallerine gülümse. Bir gün seni beyazlara bürüyecek,kırmızı güllerle dolayacak,kızıl atın sırtında gökkuşağının altındaki dünyaya coşarak. Kalbindeki sır dolu odaya Damla Damla akacak yeni bir yaşama merhaba.. Hoşçakal geride bıraktığım acımasız nemrutun oğlu. Gülümse, yeni dünyaya gülümse Bin pişmanlığın fayda etmediği,acımasızların af dilediği hayata şiddetle çek kılıncını,hiç acıma ,yeni hayata hiç acıma ,yeni hayata hiç bir dumandan is bulaştırmadan gülümse. Hoşgeldin yakamozun ışıldattığı ,gökkuşağının re S e v
Gücünün yettiğine, Gidebildiğine git Korkmadan karanlıkları yırtarak,
E ğ başını
Utanma ,gam vermez,küçültmez Dizginsiz yüreğini aşka uşak olmak Nerde eğilmiş omuzlarına vurduğun bir gam ki; Seni senden çok koparacak A t Hep yek gelecek değil ya Felahtan habersiz bu hayat zarı Bir kez olsun altıyı vuracakBilmesin halinden kader O yazsın,yazdıkça sil sen Yaprağı yok ki kopacak A c ı s ı n, Dökülsün çiğ taneleri Gözlerinden umut akmayan sulara damlayarak Yüz kere diken gördün de çizdiyse yaralı bağrını Bir kez de güle bak Umutlar yitmemeli, Ateşler sönmemeli Öyle bir gün var ki; Toprağın başlattığı toprakla son bulacak...
Uğur YAPAL
HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI ? Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası.. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı. "Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk.. "Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi: "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm." Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. "Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!." Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına.. "Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi.. "Ben de hayallerimi.."..... O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı. Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi, "Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah' tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın Kuşlar Ya Umutlar Biterse !! ![]()
SPACES KARDEŞİLİGİ !! |
|
||||
|
|